Mayıs 07, 2011

yazmasaydım çıldıracaktım demişti yazar..

Ufakken ailece ve başka ailelerle çıktığımı gezilerde, yakın arkadaşlarım etrafta koşuşturup oyunlar oynarken, ben yemeğim eşliğinde kitap okur ve şalgam içerdim. Arada onlarla oynardım da tabi, ama benimle oyun oynamayı değil oturup konuşmayı severlerdi onlar. Çünkü ben oyunun kurallarını değiştirirdim. Saklambaç oynuyorsak ebenin arkasında dururdum mesela, sayması biter bitmez sobeler ve her zaman kazanırdım. Seksek oynuyorsak taşın aslında çizginin üzerinde durmadığını, bir tarafı diğerinden daha yüksek bir çatlak üzerinde durduğunu, bu yüzden de aslına taşın çizgiye değmediğini söylerdim. Oyunun kurallarını değiştirmek eğlenceli geliyordu o zaman, ama artık daha mütevaziyim. Oyunun dışında kalmıyorum ama, kurallarını beğenmiyorsam onlara uymamayı tercih ediyorum.

Bu blog fikrini ortaya atan Mert, oyundan sıkılan başka bir arkadaşım. Gülş, oyunun dışında kalmayı seçtiğimde tanıştığım başka bir arkadaşım. Oyuna devam etseydik ve yıllardır bize söylenen kurallara göre oynasaydık bugün burada olmazdık sanırım. Onlar bizi sisteme itmeye çalıştıkça, üzerimize “iş hayatı”yla, “geçim derdi”yle, “hayalleri gerçekleştirmek istiyorsan kendi sermayen olsun”la geldikçe biz biraz daha ve biraz daha hayal etmeye uğraşmasaydık, bu blog fikri kimsenin aklına gelmezdi. Diğer bloglar da keza.

Okuyoruz ki yazıyoruz. Yazıyoruz ki varız. Varız kki burdayız.

Mutluyum ve sanıyorum mutluyuz.

Hiç yorum yok: